|
Bir yerin mutfağında kültürü, kültürün olduğu yerde de özgün
mutfağı görmekteyiz. Ne yazık ki Türkiye, mutfağını aramakta
ve onu yazılı hale getirmekte çok tembel davranan bir ülke.
Hele de mutfak kültürü konusunda…
1970’li yıllara kadar mutfak kültürü konusunda çok az
yayının yapıldığını gördüm. Yayınların sayısı da bir elin
parmaklarını geçmeyecek kadar. Belki mutfağımızı, mutfak
kültürümüzü özümseyemediğimizden belki de mutfak ve yemeğin
bir kültür olduğunun farkına varamadığımızdandır. Bundan
dolayıdır ki Türk mutfağının zenginliğinin farkına
varmamışız. Lezzetli yemeklerimizin olduğunu farkındayız ama
mutfak zenginliğimizin farkına yeni yeni varıyoruz. Her
zaman şöyle sözler söylenir; Dünyanın en büyük 3.
Mutfağıyız. Peki en büyük 3 mutfağın yayınları nerede?.
Yok!. Seksenli yıllardan sonra Türk mutfağına ilgi arttı ve
hızla yeni yayınlar ortaya çıkmaya başladı. Ancak yerel
mutfakların önemine ve zenginliklerinin farkına doksanlı
yıllarda varılmaya başlandı. Bu farkındalıkdaki en büyük
çalışmayı rahmetli Tugrul Şavkay’a borçluyuz. Sevgili Şavkay
Türkiye’nin tüm yerel mutfaklarının dünyanın en zengin, en
muhteşem, en farklı mutfağı olduğunu tüm dünyaya sergilemiş
olacağız.
Bu anlayıştan yola çıkarak 10 yıldır Antakya
Mutfağının köklerini, özgün tariflerini toplamaya çalıştım.
60 yaş ve üzerinde olan ve en az iki kişiyle görüşerek
verdikleri tariflere hiç karışmadan dinleyerek yazdım. İki
ve daha fazla kişiden aldığım tarifleri toplayıp bir kenara
koydum. Ayrıca Antakya Mutfağının geleneksel olarak
kullandığı malzemeleri dikkate almadım ve bu anlayışın
yeterli olmadığını düşünerek yemeklerimizin kökeni üzerine
araştırmalarıma devam ettim. Antakya mutfağındaki yemek
isimlerini yemek destanlarından ve yemek şiirlerinden elde
ettim. Mutfağımızın 345 yemeğinin ismini yemek şiirlerinden
tespit imkanı buldum. 290 kişinin katkılarını aldım. Yemek
kitabının sonundaki kaynakçaya baktığınızda geniş bir
yayından faydalandığımı görmeniz mümkün.
Rahmetli Tugrul Şavkay’a 21.04.2003 tarihinde
yaptığım bu araştırmaları, işleri anlatırken sevgili Şavkay
bana dönüp; “siz bir halk kahramanısınız” dediğinde bu
cümleden çok etkilendim. Yemek gibi sıradan bir işle uğraşan
bir insan nasıl halk kahramanı olur?. Sözlü olarak anneden
kıza geçen bu mutfağın yazılı bir metne alınması gerekiyor.
Bizde bunu bugün başarmış durumdayız. Antakya Mutfağımızın
zenginliğini günlük yaşamın üzerindeki etkilerini dile
getiriyoruz. Bu kitapta sadece yemek tarifleri yok, bir
yaşam boyu içinsde zamanın her diliminde yenen yemekler var.
Ben bu kitabın basımında yalnız değildim. Yanımda
beni teşvik eden birçok dostumun katkıları var. Ancak en
ağır yükü çeken insanlardan biride Dr. Sait Günal’dır.
Tarif derlemek, toplayıp yazmak birinci aşama ama
daha sonrası… bilgisayar ortamına aktarmak belli formlara
getirmek. Yemek fotoğrafsız olur mu? Olmaz. Fotoğraf
çekerseniz yetmez.! Renkleri iyi ayarlamanız gerekir ne zor
işlermiş bunlar! Burada da Dr. Sait Günal ve sevgili Dr.
İsmail Güzelmansur’un yardımları olmadan bu kitap olmazdı.
Bu kitapta katkısı olan tüm dostlara kucak dolusu
sevgilerimi sunarken Türkiye’nin tüm bölgelerinin
mutfaklarının yazılmasını diliyorum.
SÜHEYL BUDAK
|